Lacancı Psikanalizde Yorumun İşlevi: Kehanet ve Oidipus
- uysalyuksek
- 25 May
- 2 dakikada okunur

Oidipus efsanesi çoğu zaman trajik bir kader anlatısı olarak okunur: Kral Laios ve İokaste’ye doğacak çocuklarının babasını öldüreceği ve annesiyle evleneceği bildirilir. Çocuk terk edilir. Oidipus büyür, kehaneti öğrenir, ondan kaçmaya çalışır ve tam da bu kaçışın içinde kehaneti gerçekleştirir. Ancak bu hikâye yalnızca kaderle ilgili değildir; aynı zamanda yorumun ne olduğuna dair bir soru içerir. Çünkü belirleyici olan yalnızca kehanetin içeriği değildir. Asıl mesele, bu sözün Oidipus tarafından nasıl alındığı, nasıl taşındığı ve ona nasıl cevap verildiğidir.
Burada “kehanet” kavramı önem kazanır. Kehanet yalnızca geleceğe dair bir bilgi olarak işlemez; anlamı baştan sabit olmayan ve ancak sonradan, sonuçları içinde okunabilen bir söz olarak çalışır. Bu nedenle psikanalitik yorum ile ilişki kurulduğunda mesele sözün işleyiş biçimidir. Bu noktada şu önerme ortaya çıkar: Yorum, kehanet gibidir, yalnızca sonuçları aracılığıyla işler. İlk bakışta bu ifade tuhaf görünebilir. Çünkü yorum çoğu zaman açıklama olarak düşünülür; analistin görevinin gizli anlamı açığa çıkarmak, özneye hakikati göstermek ya da söylenen şeyin “gerçek anlamını” ortaya koymak olduğu varsayılır. Oysa Lacancı çerçevede yorumun işlevi farklıdır. Yorum bir hakikati doğrudan açıklamaz, özneye “olan budur” demez ve doğruluğu söylendiği anda bilinemez. Tam da bu nedenle yorum bir hakikat sınamasına tabi tutulamaz; ancak sonradan, etkileri içinde okunabilir. Bu yüzden şu önerme belirleyici hâle gelir: Yorumun doğruluğu sonuçlarında görünür; kendi başına duran bir doğruluk yoktur. Böylece klasik epistemolojinin “Bu yorum doğru mu?” sorusunun yerini başka bir soru alır: Bu yorum özne üzerinde ne yaptı veya ne yapmadı? Özne bu sözden ne duydu ve belki daha da önemlisi neyi duymadı?
Ödipus miti bu noktada yeniden okunabilir. Oidipus kehaneti duymuştur. Ondan kaçmak yönünde hareket etmiştir. Kehaneti öğrendikten sonra Korinthos’tan ayrılır. Kehanetten kaçmaya çalışırken onun gerçekleşme koşullarını üretir. Kaçış yolu, kehanetin yolu hâline gelir. Bu nedenle mesele “Oidipus ne duydu?” ve “Bu söz karşısında kendisini nasıl konumlandırdı?” diye de düşünülebilir.
Psikanalitik açıdan önemli olan da budur. Özne yalnızca bir sözü alan kişi değildir. O söz karşısında yer alır, ona cevap verir, ondan kaçar, onu üstlenir ya da onun etrafında hareket eder. Belki de bu yüzden yorum ile kehanet arasında bir yakınlık kurulabilir. İkisi de önceden doğrulanamaz, ikisi de anlamı baştan sabitlemez ve ikisi de ancak sonradan, etkileri içinde okunabilir. Belki tam da bu nedenle yorum, açıklamadan çok bir müdahaledir: Bir bilgi aktarımı değil, öznenin söyleminde bir yer değiştirme olanağıdır.
Kaynakça
Lacan, J. (2006). Le Séminaire, Livre XVIII: D’un discours qui ne serait pas du semblant (1971). Paris: Seuil.
Sophokles. (2012). Kral Oidipus (Çev. Cevat Çapan). İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları.
Not: Bu metin, Filomeni Sotiriou’nun 22 Mayıs 2026 tarihinde gerçekleştirilen NLS Seminar – “Wahriationen: Die Frage der Wahrheit in der Psychoanalyse” başlıklı etkinlikteki sunumu ve oturumdaki tartışmalardan esinlenilerek hazırlanmıştır.




Yorumlar